Kimine göre ufak bir çocuktur aşk,
Kimine göre bir kuş,
Kimi der, onun üstünde durur dünya,
Kimi der, kalp kuruş;
Ama komşuya sordum, nedense yüzüme
Mânalı mânalı baktı,
Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın,
Aşkedecekti tokadı.
Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa
Yoksa kandil çöreğine mi,
Hacıyağına mı benzer dersin kokusu
Yoksa leylak çiçeğine mi?
Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline,
Andırır mı yoksa pufla yastıkları,
Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Tarih kitapları dokundurur geçer
Köşesinde kenarında,
Hele bir lâfı açılmaya görsün
Şirket vapurlarında;
Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa
İntihar haberlerinde,
Mâniler düzmüşler gördüm üstüne
Telefon rehberlerinde.
Aç kurtlar gibi ulur mu dersin
Bando gibi gümbürder mi yoksa,
Taklit edebilir misin istesen kemençede,
Ne dersin piyanoda çalınsa;
Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi
Yoksa ağıraksak bir hava mı?
İstediğin zaman kesilir mi sesi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Bir hâl oldum çardakların altında
Onu araya araya,
Küçüksu'ya baktım, orada da yok,
Boşuna çıktım Çamlıca'ya;
Anlamadım gitti bülbülün şarkısını,
Bir acayip gülün lisanı da;
Benim bildiğim o kümeste değildi
Ne de yatağın altında.
Aklına esince çıkarabilir mi dilini,
Başı döner mi asma salıncakta,
At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini,
Usta mı düğüm atmakta,
Millet der peygamber demez mi,
Para mevzuunda nedir efkârı,
Borç alır borcunu ödemez mi?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Ona rastladığı zaman duyduğu şeyleri
Kabil değil unutamazmış insan,
Yolunu gözlerim bacak kadardan beri
Ama o geçmedi bile yanımdan;
Merdiven dayadım otuz beşine,
Öğrenemedim gitti bir türlü,
Nemene mahlûktur bu düşerler peşine
Bunca insan geceli gündüzlü?
Gelsin ya, nasıl, pat diye gelir mi dersin
Burnumu karıştırırken tatlı tatlı,
Ya tutar yatakta bastırırsa sabahleyin?
Talih bu ya, otobüste nasırıma basmalı!
Gelişi yoksa havalardan anlaşılır mı,
Selâmı efendice mi yoksa gider mi aşırı,
Değiştirir mi dersin bir kalemle hayatımı?
Alla'sen söyle nedir aşkın aslı astarı!
Pencerede oturmuşum, oturmuş, Türküler tutturmuşum, tutturmuş Şu garip baş bir yerlere vurulmaz Gurbet ellerde gayrı durulmaz.
Sigaramın dumanı da dumanı Yoktur aman şu yarimin imanı Sigaramın dumanı da dumanı Yoktur aman şu yarimin imanı Bağrı yanık dostlara da merhaba Boynu bükük eşlere de merhaba
Pencerede oturmuşum oturmuş, Türküler tutturmuşum, tutturmuş Kaç yıl oldu söz verip de gideli Tükendi bitti ömrüm çileli
Kıvrılsa da tütünümün dumanı Elimdedir şu aklımın dümeni Bak buraya ey zalimin adamı Vardır elbet her şeyin bir zamanı
“Dışarıda gürültüler oluyor. Heralde bizimkiler döndüler. Hep yazmak istiyorum. Ama ne lüzumu var? Bu kadar yazdım da ne oldu? Bizim kıza yarın başka bir defter almalı ve bunu saklamalı. Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı…”
Olayın İngilizce veya Türkçeyle pek alakası yok çünkü:
3. olmuştu 1997’de bu şarkı hemde Türkçe sözlerle. Hatta Türk ve Batı müziği harmanıyla. Müzik evrenseldir tabikide İngilizce yahut başka bir dil ile yarışmaya girilebilir; (Örn: Kürtçe, Lazca vs.) bununla beraber Türkçe ile girilmesinde bir sakınca görmüyorum. Bu yarışmayıda sadece ortadoğunun bu kadar kafasına taktığını düşünüyorum ayrıca. İyi akşamlar (dcaliskan).
Biz üç kişiydik; Bedirhan, Nazlıcan ve ben Üç ağız, üç yürek, üç yeminli fişek… Adımız bela diye yazılmıştı dağlara taşlara Boynumuzda ağır vebal, koynumuzda çapraz tüfek.
El tetikte kulak kirişte ve sırtımız toprağa emanet Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık Deniz çok uzaktaydı ve dokunuyordu yalnızlık.
Gece uçurum boylarında, uzak çakal sesleri Yüzümüze, ekmeğimize, türkümüze çarpar geçerdi Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan, tüterdi buram buram Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi.
Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan’ ı, Ateşböcekleriyle bir oldu kırpışarak tükendi. Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza, Kurşun gibi, mayın gibi tutuşarak tükendi…
Oy Nazlıcan vahşi bayırların maralı Nazlıcan saçları fırtınayla taralı Sen de böyle gider miydin yıldızlar ülkesine Oy Nazlıcan… oy canevinden yaralı.
Nazlıcan serin yayla çiçeği Nazlıcan deli dolu heyecan Göğsümde bir sevda kelebeği Nazlıcan ah Nazlıcan…
Artık yenilmiş ordular kadar eziktik, sahipsizdik Geçip gittik, parka ve yürek paramparça Gerisi ölüm duygusu, gerisi sağır sessizlik, Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda.
Bedirhan’ı bir gedikte sırtından vurdular Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca Titredi ve iki yana düştü kolları.
Ölüm bir ısırgan otu gibi sarmıştı her yanını Devrilmiş bir ağaçtı ay ışığında gövdesi Uzanıp bir damla yaş ile dokundum kirpiklerine Göğsümü çatlatırken nabzımın tükenmiş sesi.
Sanki bir şakaydı bu, birazdan uyanacaktı, Birazdan ateşi karıştırıp bir cigara saracaktı Oysa ölüm sadık kalmıştı randevusuna ah O da Nazlıcan gibi bir daha olmayacaktı.
Ey Bedirhan; katran gecelerin heyulası, Ey Bedirhan; kancık pusuların belası Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana… Ey Bedirhan ey mezarı kartal yuvası.
Bedirhan mor dağların kaçağı Bedirhan mavi gözleri şahan Zulamda suskun gece bıçağı Bedirhan ah Bedirhan.
Biz üç kişiydik Üç intihar çiçeği Bedirhan, Nazlıcan ve ben Suphi…
Çocukken çok güzel hayellerim vardı. Köpükten gemi torbadan uçurtma yapardım. Gözlerimi kapardım, Göklere uçardım, Yükseldiğimde gözlerimi açardım. Yardım eder elimden geleni yapardım herkese Biraz saftım. Biraz dürüsttüm ama olsun hep iyimser düşünür kendimi ateşe atardım. Kapatabildiğim yaraları kapardım. Ama şimdi yavaş yavaş hiç bişey için değmediğinin farkına varıyorum. O yüzden artık biraz farklı davranıcam Elime geçirdgim ilk keskin nesneyle seni parcalara ayırıcam. Kaaaç! Hayallerimi benden çaldınız. Her geçen gün umut ve duygularmı elimden aldınız. Hepinizin o kafatasını duvara vurup çatlatıcam. Açılan yarığın içine dinamit lokumu sokup patlatıcam. Beni çekemeyen her rap otoritesine kırık cam parçası saplıcam. Yoldan saptırıcam. Üzerime gelen her wack mcyi dikenli telle ikiye bölüp kendi kendine back vokaj yaptırıcam.. Nefret edin benden. Bende nefret ediorum zaten senden. Değişemem ben doğuştan katilim ezelden. Seni uçak benzini dolu bi küvette boğup bilincini kaybetmeden önce içinde saç kurutma makinesiyle kızartıp yanıklarını ekmek bıçağıyla delik deşik edip hava kaçırdıgın her bi deliği yanan mumla tıkıycam. Karşısında meditasyon yaparak transa geçip herseferinde bana verdiğiniz bütün acılardan tek seferde kurtulucam
“Benim adım Klara, soyadım Yeteroğlu. Sanırım bu her şeyi özetliyor”
“Kendimi bildim bileli bir tarafım Türk ve Müslüman, bir diğer tarafım da Ermeni ve Hıristiyan. Son yıllarda ülkemizde meydana konmak istenen bazı kavgaları ve anlaşmazlıkları görünce aklıma sorular geliyor. Neden yüzyıllarca…